Güllaç

Ramazan sofralarının vazgeçilmezi güllaç, ilk olarak II. Murat Döneminde 1400'lü yıllara ait kayıtlarda Osmanlı Mutfağına girdiği ve kitaplarda yer aldığı görülmektedir. Bugüne kadar uzanan Güllaç tarifleri arasında, Güllaç, Yumurtalı Güllaç ve Tava Güllacı şeklinde 3 tarife rastlanmaktadır. 15. yüz yılın ortalarına kadar halk nişastadan hamur açıp stoklarlardı ve havayla temas eden yufkalar kuruduğundan daha sonrasında süt ve şekerle ıslatıp yerlerdi. Zamanla içerisine Gül Suyunun da ilave edilmesiyle 'Güllü Aş' ismini alan Güllaç tıpkı 'Sütlü Aş'ın Sütlaca isim olarak dönüşmesi gibi bugünkü Güllaç ismiyle anılmaya başlandı. Sütlü ve Hazmı kolay bir tatlı olduğundan ve yedikten sonra rahatsızlık vermediğinden dolayı Ramazan sofralarının vazgeçilmezi olmuştur.



Güllaç, ısıtılmış süt ve gül suyundan elde edilen sıcak karışımın güllaç yaprakları üzerine dökülmesi ve bu yaprakların orta katına ceviz döşenmesiyle yapılır. Güllaç yaprakları suyla karıştırılan mısır nişastası ve unun tavada pişirilmesinden sonra kurutulmasıyla elde ediliyor. İdeal yaprak ağırlığının 30-35 gram olması gerekiyor, daha fazla olursa güllaç lapa olur daha az olursa da yapraklar kırılganlaşır. Bu yüzden bu dengeyi koruyarak ideal bir güllaç hazırlayabilirsiniz.. Sade olarak servis edebileceğiniz gibi, Ramazan aylarında daha çok tüketilen bir tatlı çeşidi olduğundan Ramazan ayına denk gelen mevsimdeki meyvelerle süsleyebilirsiniz. Nar, kızılcık, çilek gibi meyveler ile birlikte ceviz ve antep fıstığı ilede süslenilebilir.


Uzmanlar, içerdiği protein, B ve E vitaminleri nedeniyle güllacın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, bu vitaminlerin de sakinleştirici ve stresi azaltıcı etkileri olduğunu ve oruçtan ötürü düşen kan şekerinin normal seviyesine gelmesine yardımcı olduğunu ifade ediyor.

Afiyet Olsun..

0 views0 comments

Recent Posts

See All

Keşkül